Duygu her bireyi sarıp sarmalayan, varlığını bariz biçimde kabul edebileceğimiz bir kavram gibi görünüyor olsa da tanımına ilişkin açıklamalar oldukça çeşitli ve apaçık olmaktan uzaktır. Kimi zaman öznel bir deneyimle kimi zaman ise fizyolojik bir durum olarak kendine literatürde yer bulan bu kavramı Nesse, evrimsel bir pencereyi baz alarak belli durumlarda uygunluğu artıran, doğal seçilimle şekillenen özelleşmiş durumlar olarak açıklamaktadır.
Ekman ve Cordaro’ya göre bir duygunun temel duygu olarak ele alınabilmesi için;
- Evrensel ve ayırt edici belirtilerin bulunması,
- Otomatik uyarılmayı takiben meydana gelmesi,
- Diğer primatlarda benzer durumların rastlanması gerekmektedir.
Ekman bu koşulları göz önünde bulundurarak; öfke, mutluluk, üzüntü, şaşkınlık, tiksinme, korku ve aşağılama olarak 7 temel duygudan bahsetmektedir.
Duygu Düzenleme Kavramı ve İşlevleri
Duygular neyden hoşlanıp hoşlanmadığımızı, neyden kaçınmamız, neyi yeniden yapmamız gerektiğini bize bildiren işlevsel birçok niteliği bünyesinde barındırır. Ancak olumlu ve olumsuz olarak da sınıflandırılmaya olanak sağlayan bu kavramın olumsuz tarafı kimi zaman zarar verici boyutlara ulaşabilmektedir. Bu noktada olası zararı en aza indirmek için mevcut durumlarda yapılması gerekenleri irdelemek karşımıza “duygu düzenleme” kavramını çıkaracaktır.
Duygu düzenleme; otomatik ya da çaba gerektiren, dışsal (örneğin çocuğun ebeveyni tarafından sakinleştirilmesi) veya içsel (bireyin kendi duygularını düzenlemesi) gibi birçok süreci kapsamaktadır. Duygunun kendisini, algılanma biçimini, sıklığını ve yoğunluğunu azaltmanın veya artırmanın yanı sıra duygusal yanıtın oluşumu ve devamlılığının sağlanması da duygu düzenlemenin kapsadığı işlevlerdendir.
Duygu düzenlemenin dinamik bir olgu olduğunu ve bilişsel, davranışsal ve duygusal işlevler arasında geliştiğini söylemek mümkündür.
Gross (1998), öne sürdüğü “süreç odaklı modelinde (process-oriented model)” duygusal uyarıcının algılandığı girdi süreci ve duygusal yanıtın oluştuğu çıktı süreci olmak üzere iki kavramdan bahsetmekte ve duyguların bu iki süreç arasında düzenlendiğini ifade etmektedir.
Gelişimsel Basamaklar: Bebeklikten Çocukluğa
Duyguların etki alanı bireyin kendisiyle sınırlı kalmamakta, ötekinin davranışlarına da temas etmektedir. Bu noktada duyguların düzenleyen ve düzenlenen olmak üzere iki sıfatı da yanında getirdiğini ve bu iki sıfatın bireyde beceri başlığı altında incelenebileceğini söyleyebiliriz.
- Bebeklik Dönemi: Bireylerin duygu düzenlemeye yönelik ilk çabaları bebeklik dönemine dek uzanmaktadır. İlk bir yılda huzursuzluk verici durumlarda ağlama, birtakım nefret bakışları, memnuniyete erişmek için emme gibi otonomik fizyolojik tepkilerin baskın olduğunu görebiliriz. Bu noktada birincil bakım verenin aktif rolü ve önemi büyüktür. Bebeklik döneminin bireye çizdiği davranışsal ve bilişsel sınırlar bakım verenin dışarıdan vereceği desteğe ihtiyaç doğurmaktadır.
- Birinci Yılın Sonu: Bebekler birinci yılın bitimine doğru dokunsal uyarılmalarla olumsuz duyguların azalmasını ya da olumlu duyguların devamını olanaklı kılarak duygu düzenlemede daha aktif rol alırlar. Yaklaşma, dikkatini başka bir noktaya yönlendirme gibi sosyal motor davranışlar sergileyerek duygu durumlarını bir amaç doğrultusunda yönetmeye çalışırlar.
- 1,5 – 3 Yaş Arası: 1,5-2 yaş civarındaki bebekler için bakım verenler birer sosyal referans konumundadır. 3 yaşına doğru bilişsel gelişim ve dil gelişiminin birlikteliği sayesinde çocuklar duygularını daha kolay ifade edebilmektedir. 2-3 yaş döneminde öfke ve hayal kırıklığı sahnede iken, 3 yaşından sonra abartılı ağlamaların ve öfke nöbetlerinin azaldığı görülmektedir.
Sosyal Çevre ve Ergenlik Dönemi
Okula başlamayla birlikte çocuğun hayatına eklenen öğretmen, akran gibi kavramlar sosyal ağların genişlemesini sağlamakta, çocuğun duygu düzenlemeye dair bilgi ve deneyimlerini çeşitlendirmektedir. Sosyal çevreyle duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişki tek yönlü değildir.
Ergenlik Dönemi: Hem bir çocuk hem de bir erişkin diye tanımlayabileceğimiz birinden ötekine geçişte değerli bir dönemeç olan ergenlikte, bedende birçok önemli değişiklik baş gösterir. Gelişime ilişkin kontrolün yittiğine dair endişeler bireylerin duygularına da yansımaktadır. McRae ve arkadaşlarının ergen beyni üzerine yaptığı çalışmanın sonuçları; ergenlerin duruma yüklenen anlamın duygusal tepkiyi değiştirmek amacıyla değiştirilmesi anlamına gelen bilişsel yeniden değerlendirmeyi etkin olarak kullanabildiklerini göstermektedir.
Sonuç
Tüm bunlar hayatın handikapları ile baş etmede öncü bir role sahip olan duyguların karmaşa ve düzensizlikle kendini gösterdiği takdirde işlevinden değer kaybetmeye başladığını açıkça göstermektedir. Duygu düzenleme becerisi ise duygulara, olası olay ve olgularda bocalamaya meyilli yaşamın dümenini daha iyi olma haline çevirme görevini takdim etmektedir.